sanalbasin.com üyesidir

Bir insan en fazla ne kadar bekleyebilir?

Bir insan en fazla ne kadar bekleyebilir?

Çok sevdiğin bir kişiyi beklemek bile bir süre sonra umutsuzluğa sürükler seni. Özlemin artar, kavuşmalarının hayali artar ama umudun tükenir. Her ne kadar gözün yolda olsa da içten içe bir kabulleniş sarar düşüncelerini. Öyle ki bir süre sonra karşındakini sevmenin ötesinde aslında sevmeyi sevdiğini anlarsın, beklemeyi sevdiğini, özlemeyi sevdiğini…
Seneler geçer, alışırsın… Dersin ki ‘böyle geldi böyle gider’ Eski güzellikler avutur seni. Bir süre sonra bunlar bile o kadar uzak gelmeye başlar ki, anıların birer efsaneye dönüşür. Sadece güzellikler kalır. Bir de en derin üzüntülerin…
Peki ya tam 37 sene bekleyen insana ne denir?
Hatta bir insan ile sınırlamak yerine şöyle soralım: 37 sene boyunca şampiyonluğu kutlamayı bekleyen kocaman bir şehre ne denir?
Futbol belki de çoğu insanın hayatında spor veya eğlenceden ibaret. Ama Trabzon halkı için durum öyle değil. Trabzon halkı için Trabzonspor insanı sarıp sarmalayan kocaman bir sıcaklık, babadan miras gözbebeği, çoğu insanın en duygusal yanı, bir bardak çayın yanındaki sohbeti, umudu…
Trabzonspor taraftarı futbolun duygusal kesimi, romantik yanıydı. Kimi senelerce beklediği sevdalısını gördü kimi ise hiç gelmeyecek olan bir gideni… Her yenilgide, her tökezlemede sevdiğine küser gibi darılan ama yine koşa koşa ona giden milyonlarca taraftar asla yılmadı. Belki kızdı, küstü, darıldı, ağladı ama sevmekten asla vazgeçmedi.
Doya doya şampiyonluk yaşadığı son sezon olan 1983-84 sezonundan sonra Trabzonspor için psikolojik yıkım dolu sezonlar başladı.
1995-96 sezonunda Trabzonspor ligde “82” puan toplamıştı. Ne yazık ki bu harika tablo yetmemiş, son maçla şampiyonluğu Fenerbahçe’ye kaptırmıştı. Yıllar sürecek acılar düşmüştü evlere, yüreklere. Asla hafızalardan silinmedi o sene. Çünkü tekrar hatırlatalım. Trabzon’da futbol, hiçbir zaman sadece futbol değildir.
96’dan sonra toparlama süreci zor olmuştu tabii ki. Fakat Karadeniz değil mi? Umudu bitse inadı başlıyordu. Yine geldi Fırtına… Sene 2004-05 yine kıl payı kaçan şampiyonlukla adeta yıkım üzerine yıkım yaşanmış, kalan son umutlar da tozlu sandıklara gömülmüştü.
Aradan seneler geçti. Bir kere daha esti Karadeniz’in sert rüzgârı. Denizler dalgalandı. Dar sokaklarda top oynayan çocuklar ‘Şampiyon Trabzonspor’ nidalarıyla attı gollerini. Emek ve alın teriyle kazanılan 82 puan… Tartışması, davaları hala bitmeyen, tüm dünyaya konu olan “Şike sabit ancak dinlemeler usulsüzdür” denilerek üzeri kapatılan bir sezon. Futbolu iliklerine kadar yaşayan oyuncuların, taraftarların sezonu. O sezonun heyecanı kadar kırgınlıkları da fazla gürültülü olmuştu. Şampiyonlar Ligi’nde boy göstermiş ama kupayı müzesine koyamamıştı Trabzonspor. Türk Futbol Tarihi’ne simsiyah puntolarla yazılan o sene uzun süre gündemden inmedi belki de hala inmeyecek. O sezonu en güzel anlatan cümle şüphesiz şudur: ‘Kupasız Şampiyon Trabzonspor.’
​Kaçan şampiyonluklara bir sezon daha eklenmişti. 2019-2020 Sezonu…
Ünal Karaman’la tekrar dinçleşen şampiyonluğa inanan takım, ligin ilk yarısının bitimine doğru başlayan Ünal Karaman-Ahmet Ağaoğlu kriziyle yeniden sarsılmıştı ve hemen ardından tüm dünyayı saran covid salgının da etkisiyle toparlanamamıştı. Problemlerinin yanı sıra psikolojik olarak da çöken takım, şampiyonluğu da yine son haftalarda elinden kaçırmıştı. Bu durum Trabzonspor için ilk değildi ama sondu. Son olması için de köklü bir değişim gerekiyordu…
AVCI SEZONU, taraftarın ve yönetimin bir bölümünün istememesine rağmen tüm riskler alınmış ve 10 Kasım 2020’de atılan imza ile başlamıştı.
Türkiye’nin sayılı teknik adamlarından biri olmasına rağmen son anda kaybettiği şampiyonluklarıyla akılda kalmıştı Abdullah Avcı. Başakşehir gelişimini ona borçluyken son anda şampiyonluk vermeleri yine bu teknik adama bağlanmıştı. Artık lig şampiyonluğunu istiyordu. Çok fazla istiyordu. Her ne kadar futbol bir takım oyunu da olsa bazen bir kişi tüm takımı ateşleyebilir. İçindeki alev o kadar fazladır ki yanındakileri de bu yangına dahil edip tüm düzeni yerle bir edebilir. İşte hem Trabzonspor’un hem de Avcı’nın bu isteği birleşmiş ve kimsenin öngöremediği devasa bir yangına sebep olmuştu.
Geldiği gün verdiği röportajda ‘Birçok takımdan teklif aldım ama Trabzonspor olunca sabaha kadar uyuyamazsın. Ben dingin denizden biraz evvel Karadeniz’in dalgalı denizini seçtim. Mücadeleyi seçtim.’ sözleriyle belki de gelecek olan şampiyonluğun meşalesini yakmıştı. Takıma bambaşka bir hava kattı. Öyle ki artık maçlar sahadaki 11 kişiyle değil kocaman bir şehirle kazanılıyordu. Belki de takımına küs onca insan tekrar akın akın statlara koştu. Kendi içinde barış imzaladı.
Geldiği ilk sezon çok da iyi bir performans sergilemeyen Trabzonspor’u 9 puanla 15. sıradan alıp sezonu 71 puanla 4. Sıraya kadar yükseltmiş ve bunun yanına bir de ‘TFF Süper Kupa’sını eklemişti Abdullah Avcı. Bir sonraki sezon için ekibi sıkı çalışmalar gerçekleştirdi. Takıma çok değerli oyuncuların yanı sıra kendini göstermek için çaba sarf edecek oyuncuları da katmış, takımda bulunan oyuncuların da uyguladıkları sistem ve taktiksel çalışmalarla performanslarını arttırmayı başarabilmişti.
Abdullah Avcı’nın hedefi belliydi ve o hedefe giderken çizdiği taktikleri saha içerisinden yönetecek bir lidere ihtiyaç vardı tam bu noktada Trabzonspor şampiyonluktaki en önemli silahlardan biri olacak olan dünya starı Marek Hamsik’i taşıyan uçağı görkemli bir karşılama ile Trabzon’a indirdi.
Saha içindeki duruşu, mükemmel oyun görüşü ve profesyonelliğiyle ona neden ‘Grande’ denildiğini oynadığı maçlarda kısa sürede gösterdi. Her oyuncuya ayrı ayrı etki eden Marek için takımdaki genç oyunculardan Berat Özdemir bir maçtan sonra şu ifadeleri kullanmıştı: ‘Grande, bizim Abdullah Hoca’dan sonra hocamız. Müthiş bir tecrübe ve yetenek. Onun tecrübelerinden yararlanmaya çalışıyoruz.’
Abdullah Avcı ve Trabzonspor yönetimi geçmişten aldıkları acı derslerinde etkisiyle alınan skorlara, oynanan oyuna bakarak biz olduk demediler öyle ki kadrosunda süperliğin en iyi iki kanat oyuncularından biri olan Nwakaeme’yi bulunduran Trabzonspor en iyi diğer kanat oyuncusu olan Edin Visca’yı da İstanbul’dan söktü aldı ve tüm rakiplerine herkesten daha çok istediği bir kez daha gösterdi.
2021-22 sezonunda ilk yarıyı 46 puanla kapatarak kendi Süper Lig tarihinde ilk yarıda en fazla puan topladığı sezon olmuştu. Ligin ikinci yarısında da bu güzel tabloyu sürdürmeye devam etti. Öyle ki ezeli rakiplerine yirmişer, otuzar puan farkla ligde ilerliyordu. Her zaman çok daha fazlasını, her zaman en iyisini istedi. Çünkü herkesin de bildiği gibi hem Trabzonspor hem de Abdullah Avcı bu ligden epey bir alacaklıydı.
Trabzonspor, yönetimiyle futbolcusuyla antrenörüyle taraftarıyla takım olmuştu yedek kulübesinden ağlayan Abdülkadir’e Abdullah Avcı, Giresunspor’a karşı penaltı kaçıran Bakasetas’a taraftar, Galatasaray’a karşı geriye düşen takımına sakat olduğu için oynayamayan Marek Hamsik destek oluyordu…
Yaşanan her şey uçlardaydı. Asla normal seyrinde devam etmedi. Hangi birinden bahsedelim size… Trabzonspor-Konyaspor maçında hayallerini yaşayamadan, sevincini en güzel şekilde haykıramadan toprağa verdiğimiz taraftarımızı mı? Yoksa en büyük sevgisi ve saygısıyla hala tribünde yerini alan 77 yaşındaki büyüğümüzü mü? Tribünde bir eksik, cennette bir fazla olduğumuz zamanlarımız da oldu, sevinçle, umutla beklediğimiz zamanlarımız da…
Taraftarlar gücünü hem sosyal medyada hem de statta çok net gösterdi. Yazıldı, çizildi, karalandı, ezilmeye çalışıldı fakat yılmadı hiçbiri. İstedikleri gibi algılar yaratanlar artık sonlarının geldiğini anladı. Medyanın baskısını hep en derinden hisseden taraftarlar bu sefer en üstteydi. Ezilen, susan, kabullenen kimse yoktu. Deyim yerindeyse tek atımlık kurşunları kalmış gibiydi. Ve her zaman olduğu gibi yense de yenilse de tam destek ve inançla takımlarının yanındaydılar. Takımları neredeyse onun peşine gittiler. ‘Bir sevda düşün ki yollara yazdım’ dediler. Sevdalarını anlatamadılar belki ama dibine kadar yaşadılar.
Maç sonu statta duvarın dibinde diz çöküp ağlayan gençlerin, tribündeki gözü yaşlı çocukların, ‘bizi yine şampiyon yapmayacaklar’ deyip yaşamına son veren insanların mirası; şimdilerde taraftarının güne sevinçle, umutla başlamasını sağlıyor.
Trabzonspor’un hikayesi güçlülere baş kaldırarak başlamıştı. Seneler sonra aynı ruhla aynı heyecanla tekrar güçlülere baş kaldırıp kendi hikayesini yazmayı bildi. İnancın, sabrın, kenetlenmenin en büyük örneğini gösteren Trabzonspor yine tarih yazdı. Son zamanlarda Trabzonspor taraftarlarının pankartlarını süsleyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün bir sözü var “Artık İstanbul, Anadolu’ya hâkim değil, tabi olmak mecburiyetindedir.” Bazen mesele o ilk kıvılcımı görebilmek o kıvılcım ile ateşi yakabilmektir.

Recep Aygün

Alaattin Arda Gündoğdu

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER