sanalbasin.com üyesidir

Öztrak: Milletimiz, 'Yakamızdan Düş, Sandıktan Kaçma Erdoğan' Diyor

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi'nde açıklamalarda bulundu. Gündeme ilişkin değerlendirme yapan Öztrak, "Kara para aklamakla suçlanan tüm bu isimler, nasıl bu kadar kolay, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyor? Tertemiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, Kara para aklayan bu yabancılara neden paravan yapılıyor?" diye sordu.

Öztrak: Milletimiz, 'Yakamızdan Düş, Sandıktan Kaçma Erdoğan' Diyor

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulunuyor.

Hafta sonu Gaziantep'te gerçekleşen Belediye Başkanları buluşmasına ilişkin konuşan Öztrak, "Geçtiğimiz üç gün boyunca, Belediye Başkanlarımızla beraber Gaziantep’teydik. Verimli bir çalıştay gerçekleştirdik. Genel Başkanımız,  Genel Başkan Yardımcılarımız,  Belediye Başkanlarımız saha çalışmaları da yaptılar. Seçildikleri günden itibaren Özellikle de pandemi döneminde,  Belediyelerimiz, çok başarılı bir sınav veriyor. Sosyal demokrat belediyeciliğin ne olduğunu, Halkımız, yaşayarak tecrübe ediyor. 19 yıllık iktidar millete beş maskeyi bedava dağıtamazken, 40 yıl vergi veren esnafa 40 gün bakamazken, Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla, belediyelerimiz,  milletimizin yükünü hafifletmek için canla başla çalıştılar. Bundan sonra da,  Aynı şevkle çalışmaya devam edecekler. " dedi. 

Erken seçim çağrısını yineleyen Öztrak, "Milletimiz de, “Yakamızdan düş, Sandıktan kaçma Erdoğan” diyor.  Öyle gözüküyor ki,  Artık Cumhur İttifakı da sonunun yaklaştığını görüyor.O nedenle de şimdi Seçim Yasası’nı değiştirmeye hazırlanıyor.  Siyasette bilinen bir kuraldır. Bir yönetim seçim yasalarını değiştirmeye çalışırsa, gidişi de yakındır." dedi. 

Öztrak'ın açıklamaları şöyle:

Bugün Merkez Yönetim Kurulumuzda, Mafya-siyaset-medya-ticaret ekseninde patlayan skandalları,
Bunların uluslararası boyutlarını, derinleşen yolsuzluk ağlarını ve bunun neden olduğu ağır yoksulluğu,
devlet kriziyle içi içe geçen ekonomik krizi ve ülkemizi bu buhrandan çıkarmak için, nelerin, nasıl yapılması gerektiğini görüştük.

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Adaletin göz bağıyla ve terazisiyle o kadar çok oynadı ki, namussuzların arsızlığı, edepsizliği aldı yürüdü.

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Hukuku katlederken yozlaştı… Yozlaştıkça adaletin boğazına daha da sıkı yapıştı. Yaşanan bu yozlaşma, bu topraklarda edebi, adabı, ahlakı ve adaleti yutmakla kalmadı.  Devletimizin itibarına ve uluslararası saygınlığına da büyük darbe vurdu.

Bu ülkede bakanlar; 30 yaşındaki İranlı Reza Zarrab’ın cebine girecek kadar küçüldüler. Elbise askılarından, ayakkabı kutularından, evlerdeki kasalardan, sıfırlanamayan rüşvet paraları ortalığa saçıldı.

Türkiye, bu rezilliklerle hukuk ve yargı önünde yüzleşemedi. TBMM’nin hazırladığı araştırma raporu bile sümen altı edildi. 

Bununla da yetinmediler. Bakanları, şanlı bayrağımızı bu rüşvetçiye dekor yaptılar. “Cari açığımızı kapattı” diyerek,  Rüşvetçiye ödül veren, Dünya üzerindeki ilk hükümet oldular. Ve yine dünya üzerinde ilk defa, Elbise askılarında rüşvet almaktan aklanmamış bir eski bakanı, Türkiye Cumhuriyeti’ne Büyükelçi yaparak, Tarihin karanlık sayfalarına geçtiler. Peki, sonra ne oldu? Bu şahıs, Türkiye’den kaçıp gitti. Amerika Birleşik Devletleri’nde itirafçı oldu. Amerika Birleşik Devletleri’ne,  Irak’ta askerlerimizin kafasına çuval geçirdiğinde, Verilmeyen nota, Bu rüşvetçi için,  Bir değil, tam iki kez verildi. Şimdi ABD’de yürüyen Halkbank Davası,  Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallanıyor.   Bu yozlaşmış kadroların işlediği günah ve suçlar,  Dış politikamızın,  Ve milli güvenliğimizin yumuşak karnı, Aşil topuğu oldu.

Bugün Amerika Birleşik Devletleri, 1,5 milyar dolar verdiğimiz F-35’leri teslim etmiyor.  Dedelerimizi soykırımcılıkla suçluyor. Sınırlarımızda ulusal çıkarlarımıza aykırı projelere yol veriyor. Erdoğan şahsım hükümeti, tüm bunlara rağmen, 2,5 milyar dolar verdiğimiz S-400’leri hangardan çıkaramıyorsa,  Meclise sormadan,  Taliban ile Türk askerini bir başına bırakmayı göze alıyorsa, Mehmetçiklerimize Afganistan’da nöbet yazılmasını kabul ediyorsa, Sebebi bu Aşil topuğunda aranmalıdır.

Sezgin Baran Korkmaz

Şimdi Zarrab vakasına,  Bir de Sezgin Baran Korkmaz eklendi. Aşil topuğu bir iken iki oldu. Sezgin Baran Korkmaz, Şu anda Avusturya’da, ABD’nin isteğiyle gözaltında. Onun yanındaki Jacob Kingston, Bu da ABD’de, Kara para aklama ve dolandırıcılık suçundan tutuklu.  Yanlarında da Erdoğan…Bu fotoğrafta olmayan ama bu kara para aklama işinin göbeğinde olan, Amerika’da tutuklu bir başka isim daha var: Ermeni iş adamı Levon Termendzhyan. Bu kişi sonradan Lev Aslan Dermen olmuş. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapılmış.

Koskoca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti yargısının, 419 bin nüfuslu Orta Amerika ülkesi olan Belize’nin Parlamentosu’nun ve Belize yargısının yaptığını yapamaması bizi derinden yaralıyor. Sezgin Baran Korkmaz’ın iş ortağı Levon Termendzhyan’ın, Belize vatandaşlığı almak için, Belize’deki bir Bakana rüşvet verdiği ortaya çıkınca, Belize Parlamentosu ve yargısı ayağa kalktı ve bu bakan görevinden oldu.

Peki, Sezgin Baran Korkmaz’ın iş ortağı olan Levon Termendzhyan, Türkiye’de Lev Aslan Dermen nasıl oldu? Bu kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını nasıl aldı? İranlı Reza Zarrab olur Rıza Sarraf. Ermeni Levon Termendzhyan olur Lev Aslan Dermen.

Allah aşkına, Kara para aklamakla suçlanan tüm bu isimler, nasıl bu kadar kolay, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oluyor? Tertemiz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, Kara para aklayan bu yabancılara neden paravan yapılıyor? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bu iktidar için, bu kadar mı ucuz? Bu kadar mı değersiz?

Hafta sonu öğrendik ki; Amerika Birleşik Devletleri yargısı, Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’deki tüm mal varlığına el konarak, ABD Hazinesi’ne devrini istemiş. Biz haftalardır,  Kara para aklama suçundan aranan, Ve yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz hakkında,  Buradan soruyoruz. 

Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığına tedbir konmuşken, Yurtdışına çıkışı yasaklanmışken, “Olmayan” bir MASAK raporuna dayanarak,  Bu kişinin mal varlığı üzerindeki tedbir,  Ve yurtdışına çıkış yasağı nasıl kaldırıldı? Mal varlığı üzerindeki tedbirin ivedilikle kaldırılmasını isteyen, Başsavcı vekilini hangi güç,  Ve kimler Adalet Bakan Yardımcısı yaptı? 

Hâkimler ve Savcılar Kurulu, Bu şaibeli işler için inceleme başlattı mı? Sezgin Baran Korkmaz, yurtdışına kaçmadan hemen önce, İçişleri Bakanlığı’na çağrıldı mı?

Türkiye’de sözde bir gazetecinin,  Sezgin Baran Korkmaz ile bir klik arasında çantacılık yaptığı,  Bu kliğe verilmek üzere 10 milyon Avro istediği artık biliniyor. Bu 10 milyon Avroluk rüşveti alacak klik kimdi? Bu kliğin içinde siyasetçiler, hâkim ve savcılar var mıydı? Ne yazık ki bu ve buna benzer sorular, Türkiye’de yargı önünde cevaplanamadı. 

Bazı karanlık eller bu dosyalara müdahale etti. Sezgin Baran Korkmaz’ın yurtdışına kaçmasını sağladı. Şimdi Sezgin Baran Korkmaz, Ya Avusturya, ya da ABD mahkemelerinde yargılanacak. Türkiye’de dinlenemeyen ses kayıtları,  Tıpkı Reza Zarrab meselesinde olduğu gibi,  Buralarda dinlenecek, Yeri zamanı geldiğinde de, Ülkemize karşı kullanılmak üzere saklanacak. Milli güvenliğimiz, Ulusal menfaatlerimiz, Bir kez daha yara alacak.

Bundan bin 600 yıl önce büyük bir filozof; “Adalet ortadan kalkarsa,  Hükümet büyük soyguncu çetelerinden başka ne olur?” demişti. 

Genel Başkanımız da, “Hukukun üstünlüğünden vazgeçerseniz,  Devlet organize suç örgütüne dönüşür” diye ülkeyi yönetenleri kaç defa uyardı. 

Ama bunlar dinlemedi. Suç örgütlerini ittifaklarına aldılar. Cürüm ve çamur ittifakına dönüştüler.  Sonunda bu ittifakın ev ahalisinden olan,  Bir suç örgütü elebaşı,  “Biz hepimiz aileyiz.  Her suçta beraberiz” dedi. 

İçişleri Bakanı çıktı;  “Suç örgütünden 10 bin dolar maaş alan siyasetçi var” dedi. Sözde gazetecilerin, 10 milyon EURO rüşvete aracılık ettiği anlaşıldı. Ama savcılar bir türlü harekete geçmedi.

Erdoğan susuyor, AK Parti MKYK’sı susuyor.  Havuz medyası susuyor. Sanki hepsi mafyanın “Omerta yeminini”, Yani “suskunluk yeminini” etmişler.  Ağızlarına fermuar çekmişler.

Bunlar yetmiyor, artık Erdoğan teşkilatlarına sessizlik yemini ettiriyor. “Gerek ana kademe, Gerek hanım kardeşlerim, Gerekse genç kardeşlerim birbirimizin arkasından,  En ufak bir laf etmeyeceğiz” diyerek,  Herkese susun talimatı veriyor.

Mafyayla ittifak yapıyor,  Teröristlerle masaya oturuyor,  Bunlarla aynı yolda yürüyor,  Sonra da pişkin bir edayla muhalefeti itham ediyor.

Ne demişler, “Arsız kendini güçlü sanırsa, Haklıyı haksız çıkarmaya çalışır.” Ama Çamur ve Cürüm İttifakı sussa da, Kabahatini iftira ederek, çamur atarak kapatmaya çalışsa da, Yaşanan kirlenme, Ülkemizin uluslararası itibarını, Konumunu her alanda dibe çekiyor.

Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, 2014’de 59. sıradaydı, 2020’de 107. sıraya düştü. 6 yılda 48 basamak birden geriledik. Yine Küresel Yolsuzluk Algı Endeksi’nde, 2014’de 64. sıradaydık. 2020’de 86. sıraya geldik. Yolsuzluk algısında küresel konumumuz,  22 basamak kötüleşti.

Yine Kara Paranın Aklanmasının Engellenmesi Endeksi’nde, 2015’te 82. sıradaydık, 2020’de 100. sıraya düştük. Burada da 18 basamak birden kötüleştik. 

Erdoğan Şahsım Hükümetleri 19 yıldır ülkeyi yönetiyor. Bu 19 yılda mali af, Mali afları ihya eden düzenlemeler ve Varlık Barışı adı altında tam 18 kanun çıkardılar. Bunun 6 tanesi de Varlık Barışı. Dünyanın hangi ülkesinde bu kadar çok mali af çıkarılır? Ve kaynağı belirsiz paralar kolayca aklanır?

Hz. Mevlana; Tüm insanlığa sevgi diliyle, “Ne olursan ol, yine gel” diye seslenmişti. Bunlar ise tüm dünyaya; “Hırlı, hırsız ne olursanız olun, Yeter ki para getirin” diye sesleniyorlar.  Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni, dünyanın en büyük kara para aklama makinesine çevirdiler.

İktisatta Gresham Yasası olarak bilinen, önemli bir kural vardır. “Kötü para, iyi parayı kovar.” Nitekim bir ekonomide, hukuksuzluk, adaletsizlik, rüşvet ve kirli ilişkiler, kara paraya yol verirse, mülkiyet hakkını tehdit ederse, yeni istihdam yaratacak,  İşi ve aşı büyütecek “nitelikli sermaye” de başka yerlere kaçar. Kara paraya mahkum olursunuz.

Şu yaşananlara bir bakın, Hâkim-Savcı olmak hayaliyle hukuk okuyan, Kaymakam-Vali olmak hayaliyle siyasal bilgiler okuyan gençlerimiz, Devletten umudunu kesmiş. Bu gençlerimiz, Ankara Büyük Şehir Belediyemizin  250 kişilik zabıta alımına başvurmak için, kuyruklar oluşturmuş. Yazık değil mi bu gençlerin hayallerine, Yazık değil mi ailelerinin emeklerine…

TÜİK rakamları ortada. Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin,  İşbaşında olduğu son üç yılda, 2018 Nisan ayından, 2021’in Nisan ayına,  Gerçek işsizlerin sayısı 4 milyon 635 bin kişi artmış.  İşsizlerin sayısı 3 yılda ikiye katlanmış. Yine aynı dönemde 867 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Erdoğan Şahsım Hükümeti, Millete yeni iş veremediği gibi, milletin olan işini de elinden almış. Son üç yılda yoksullarımızın sayısı da 2 milyon 57 bin kişi artarak,  17 milyon 921 bine ulaşmış. Yani artık ülkemizde her beş kişiden biri yoksul. 

Bugün gördük ki, Daha önce vekillik yapmış, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü 11 ayrı yerden, 
11 maaş alıyor. Danışmanı ise 5 ayrı yerden, 5 maaş alıyor. Bunun adı soygundur. Çiftçi kan ağlarken, Çiftçinin tarlasına, traktörüne, ineğine haciz koyanlar, Bir de sıkılmadan çiftçinin kooperatifine çökmüşler.

Ama diğer tarafta ülkemizde 26 milyon 363 bin kişi, beklenmedik bir harcama çıkarsa, bunu karşılamakta zorlanıyor.  48 milyon 550 bin vatandaşımız, evinden uzakta bir hafta tatil yapamıyor. 

30 milyon 538 bin yurttaşımız ise, sofrasına iki günde bir, bir kap et yemeği koyamıyor. Sonra bu tablonun sorumlusu olan, Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin başı çıkıyor, muhalefete “Açları buyurun siz doyurun” diyecek kadar, kendini kaybediyor. Bugün bu ülkede açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten ve umutsuzluktan, insanlarımız yaşamına kıyıyor. 

Son bir ayda 20 polisimiz intihar etmiş.İçişleri Bakanı, bu intiharlarla ilgili tek laf etmiyor. Bu intiharların sebebi ne? Derhal araştırın, sorunu çözün.

Ama bakan bunun yerine,  “2019’da 7 bin polis alımı için verilen ilana, 105 bin 128 kişi başvurdu” diye övünüyor. Beyefendi, O yavrular memlekette korkunç bir işsizlik olduğu için, Başvuru kuyruklarında bekliyor ve siz,  milletin size emanet ettiği evlatlarına, sahip çıkamıyorsunuz. 

Bu arada, “Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçinin ismini açıklamayarak”, Suç işleyen, Suça iştirak eden bu bakan, Suçları kovuşturmakla görevli olan polislere, Geçtiğimiz hafta sonu, Hangi yüzle hitap edebiliyor? O çocukların karşısında nasıl durabiliyor?

Erdoğan Şahsım Hükümeti milletimizin aş-iş davasına gözlerini kapatmıştır. Milletimizin davasına sırt çevirenler,  Şimdi çıkmış, Kavgalı eve dönen partisinin mensuplarına, “Biz bir davayız.  Davanın mensubu olanlar, Birbiri aleyhine konuşamaz” diye ahkâm kesiyor. 

Erdoğan’a tavsiyemiz o ahkâmı örgütüne değil, atadığı İçişleri Bakanına kessin. Bu ülkenin seçilmiş Başbakanına, nasıl kumpas kurduğunu ballandıra ballandıra anlatan, bu atama İçişleri Bakanı değil mi? Partide herkesin Erdoğan sonrasına hazırlandığını, Birbirleri için dosyalar topladığını cümle âlem konuşuyor ama Erdoğan çıkmış davadan bahsediyor.

Bu davanın, Doların yeşili olduğunu, Alınan ihaleler ve şişen banka hesapları olduğunu, Üç beş ayrı yerden alınan ballı maaşlar olduğunu, Uçan kaçan Saraylarda yaşanan şatafat olduğunu, Sadece milletimiz görüp, öğrenmedi. AK Parti örgütünün mensupları da gördü.

Bu ülkede yönetenler ve yandaşları karun olurken, millet fukaralaştı.  Kimsenin ağzının tadı, tuzu kalmadı. Şimdi siyasette ve ülkemizde, 19 yıldır biriken çamuru, pisliği, kiri, pası, temizlemek için, yapılması gerekenler bellidir. 

Temiz siyaset için yol haritası

Sayın Genel Başkanımız; Temiz siyaset ve temiz toplum için yol haritamızı, İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizle ilan etti. Güzel ülkemizi bu çamurdan mutlaka arındıracağız. Yepyeni ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi getireceğiz. Kuvvetler ayrılığını, millet adına hesap sormayı, Milletin hakkını hukukunu savunmayı, Adaleti güçlendirmeyi vadediyoruz. Yargı üzerindeki baskıları kaldıracağız. Siyasi Ahlak Yasası’nı çıkaracağız. Siyasetin finansmanını şeffaf hale getireceğiz.  Emekli vekillerin, bakanların,  Üç beş ayrı yerden maaş almasına son vereceğiz. Kamu İhale Kanunu’nu,  Rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde, yeniden düzenleyeceğiz.  Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonunu kuracağız. 

Bu adımlar sadece siyaseti rahatlatmakla kalmayacak,  Ekonomide kaybolan güveni de tesis edecek.  Bunların olduğu, Şeffaflığın sağlandığı bir ekonomide, “Yüzde 7 büyüdük” denilen bir dönemde, İşsiz sayımız 2,5 milyon kişi artmayacak. 128 milyar dolar TCMB kasasından, yok yere buharlaşmayacak. İhaleler üç beş yandaşın elinde toplanmayacak. Yolsuzluk ve yoksulluk olmayacak. Tank-Palet Fabrikası Katar’a peşkeş çekilmeyecek.

'Kime, neyin sözünü verdiniz?'

Tank-Palet demişken,  Erdoğan şahsım Hükümeti, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’nu Anonim Şirket haline getirmek istiyor. Hayırdır, Milli Savunmamızın gözbebeği, Yüzlerce yıllık bir kurumumuzu, Kimlere peşkeş çekmeye hazırlanıyorsunuz? Kime, neyin sözünü verdiniz? 

Erdoğan hafta sonu “Talan İstanbul Projesi” için, Görüş açıklayan 104 emekli amirali kast ederek, “Hesapları soruluyor” dedi. “Sizin devletle, milletle ne işiniz var” diye de ekledi. Erdoğan’ın emekli vekilleri, 11 ayrı yerden 11 maaş alırken hiç sorun olmuyor ama emekli amiraller “görüş beyan edince”, Hesap soruluyor. Peki, tarikat evinde sarıkla, cübbeyle yakalanan  Muvazzaf Sarıklı Amiralin, hesabı ne oldu? Sayın Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı soruşturmayı tamamladı mı? Tamamladıysa Yüksek Disiplin Kurulu’nu neden toplamıyorsunuz? Yoksa bu sarıklı, cübbeli Amirali, Ordudan ihraç etmek yerine tüm özlük haklarını vererek emekli etmeye mi çalışıyorsunuz?

Bunun için Yüksek Askeri Şura’ya kadar soruşturmayı, Sayın Bakan, Oturduğunuz makam, “Keşke Yunan ülkeyi işgal etseydi” diyenlere Sahip çıkma makamı değildir. Kışlaya siyaset sokma makamı hiç değildir. Devletimiz baki, bu hükümet gidicidir. Milletimiz de bunu bilmektedir. 

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, umutsuzluğu asla kabul etmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlettir. Milletimiz de büyük bir millettir. Biz bu ülkenin yaşadığı en derin krizlerden birinde, ülkemizi ayağa kaldıran ehliyetli kadrolara sahibiz. 

Seçim çağrısı

Eğer Türkiye, bugün büyük bir buhranı yaşıyorsa, Bu vatandaşlarımızın suçu değildir. Bu ülkeyi yönetme kabiliyetini tamamen yitirdikleri halde, sıcak koltuklarına yapışmakta ısrar edenlerin suçudur.  Biz Türkiye’yi düze çıkarmak için hazırız.

Yeni Kurallarla, Yeni Kurumlarla, Yeni Kadrolarla ülkemizin ufkunu açmaya hazırız. Ülkede gerginliği bitirmeye, parti ayrımı gözetmeden, bu ülkeyi seven herkesle kucaklaşmaya hazırız. Biz milletimizin sadece oyuna değil, gönlüne de talibiz. 

Biz insanlarımızı ötekileştirmeye değil, birleştirmeye geliyoruz. Biz bu ülkenin tertemiz insanlarıyla beraber, kimseyi dışlamadan, yepyeni bir geleceği inşa etmek için geliyoruz.  Biz hazırız, artık vakit tamam.  Milletimiz de, “Yakamızdan düş, Sandıktan kaçma Erdoğan” diyor.  Öyle gözüküyor ki,  Artık Cumhur İttifakı da sonunun yaklaştığını görüyor.O nedenle de şimdi Seçim Yasası’nı değiştirmeye hazırlanıyor.  Siyasette bilinen bir kuraldır. Bir yönetim seçim yasalarını değiştirmeye çalışırsa, gidişi de yakındır.

Kürşat Emiroğlu

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER